Özgür Yazılım ve Açık Kaynak Günleri 2005

Etkinlik genel olarak güzeldi. Ben sonrasından bahsedeceğim ama bu arada bir üniversitenin ortasında olmasına rağmen katılmayıp kantinde oturup birbirlerine bakan arkadaşlarımızı buradan kutluyorum.

İlk gün sonrası Halil İbrahim Sofrası ismi verilen mabedte bilimum yemekleri yedikten sonra neye uğradığımızı şaşmış bir halde MCH’a geldik. Biraz nefis muhabbet sonrası nefis uykulara teslim ettik kendimizi.

Ama asıl önemli olan ikinci gün sonrasıydı. Çıkışta bazı arkadaşların (!) bizi satması üzerine ( yorgunmuşlar ) sadeleşmiş bir biçimde Taksim’e Gazeteciler Lokali’ne doğru yola çıktık.

Amaç içmek, eğlenmek idi fakat bazı kılıbık arkadaşlar eşlerinin tavsiyelerini dinleyerek arpa suyu içemek sureti ile, ben & Gürer ve Serdar Hoca’yı zehirli olması mümkün rakılar ile tek başımıza bıraktı.

Gecenin ilerleyen vakitlerinde Serdar Hoca’nın rakı ve su yerine sanat icra ettiğini iddia ederek içtiği kırmızı şaraplar ile daha da çok eğlendik. ( evet su yerine şarap içti )

Pek sevgili arkadaşım Barış Metin’in geniş ısrarları sayesinde ( Hoca sende kuş musun öyle yudum alıyorsun, Kuş evet hemde saka kuşu, Sen böyle içersen sana pazartesi kafes getireceğim gibi ) birbiri arkasına içkileri içne hocamız gece yarısı nefis bir insan olma mertebesine erişti.

İlk bombasını sofrada Barış’a ‘Yaratan seni neden 1.65 yaratmamış ki’ diyerek patlatan Serdar Hoca, diğer bombalarını Üsküdar-Beşiktaş arası taka hattında bindiğimiz motor’da ‘Bu deniz ne illet birşeydir, Çağlar bu tekne batmaz di mi?, Siz gençler bilmezsiniz bu denizin marifetlerini, Güzel bir kadın gibi görünür kendine çeker ama sonra gerçek yüzünü gösterir ve Çağlar bu tekne batmaz di mi?’ söylemleri arasında patlattı.

Daha sonra eve gelmek için bindiğimiz taksi şöförü ile bu deniz muhabbetine devam eden Serdar Hoca, taksi şöförü ile de denizin kötü birşey olduğu mutabakatına varınca rahat bir uyku uyumak üzere geceyi bizde geçirdi.

Sabah (aslında öğlen) uyandığımda ne yazık ki eve gitmişti konuşamadık. Artık yarın yaparız…

P.S: Murat Koç blog’unda LiveCD yaptığından ve sonra sildiğinden bahsetmiş. Yazdığı CD’leri de yok ettiğini varsayarak keşke silmese ve hem dökümanı hem de yaptığı CD’leri bir yerlere koysaydı diye düşünüyorum. LiveCD oluşturmak için Türkçe yazılmış iyi bir kaynak ve 7 adet örneğimiz olurdu…