I Believe, You Believe, We Believe...
Ulus olarak sanırım en ortak özelliklerimizden biri erkeklerimizin maço olması, misafirperverliğimiz ya da Akdeniz insanı olmamızdan önce boş konuşuyor olmamız sanırsam. Bu kitle hep çok önemli şeyleri anlattıklarını sanar ne yazık ki. Politikacılar, ünlüler, sanatçı geçinenler, kendini bilim adamı sananlar ve bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olanlar sıklıkla böyle yaparlar, bu bir tür gelenektir.
Yurduma Internet gelince bu "bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olanlar" takma isimler ile klavyelere saldırmış, tükettikleri azotun, oksijenin hakkını vermek ve aile geleneğini sürdürmek için canla başla bilimum mail listesi, IRC odası, forumda boş ve saçma konuşma yarışına girmişlerdir.
Bu adamlar önce bu ortamlarda ortalığa pisleyebilecekleri kadar pislemişler, daha sonra gerçek yaşamda kendi pisliklerini yemişlerdir hep, aynı domuzlar gibi. Domuzlar kendi pisliklerini müptelalıktan tüketirler, domuz pisliği yüksek nikotin içerir ve tüm domuzlar bu nikotini tüketmekten büyük zevk alır. Ne yediklerinin farkında değildirler, sadece yerler, çünkü onlar için aslolan nikotindir.
Neyse biryerlerde okuduğum "Devletin Linux işine girmesi iyi olmadı, Tekel oldular" lafına istinaden bir iki rekat laf etmek istiyorum;
Tekel sözlük anlamı ile; * Bir malın yapımının, tek bir kuruluşun elinde bulunduğu durum, * Herhangi bir üretim alanını devletin elinde tutma, satışı tek elden yönetme ve fiyata hâkim olma durumu, * Bir tek şeye tek başına sahip çıkmak olarak geçiyor sözlüklerde. Tek tek anlamlardan yola çıkmak istiyorum;
* TÜBİTAK, bir Linux Dağıtımı yapma olanaklarını kendi elinde tutmuyor, zaten böyle bir _hak_ kavramı da mevcut değil. İsteyen herhangi biri, herhangi firma istediği an, istediği gibi, istediği yerde bir dağıtım geliştirebilir. Bu dağıtımı satabilir, atabilir, yakabilir. * TÜBİTAK, dağıtım üretme alanını elinde tutmuyor, satışı tek elden yönetip, diğer dağıtımlar için fiyat belirlemiyor. Aksine ürettiği ürünü, ürettiği bilim ile bir tutup kamunun kullanımına açıyor, geliştirme sürecine kamuyu dahil ediyor, doğru/yanlış yapılanları gözlerden saklamıyor. * TÜBİTAK, Linux'a tek başına sahip çıkmak gibi bir felsefe gütmüyor, zaten Linux ve özgür yazılımların tek sahibinin kamu olduğunu ve istese de böyle bir sahiplenme olamayacağını biliyor.
Eee, Ortada Tekel, Tekelleşme v.s olmadığı, olamayacağı o kadar açık ki insan ister istemez ya bu adamlar salak ya da başka bir amaçları var diye düşünüyor. Peki bu kadar yaygara için ne sebep var? Bence bu sorunun cevabı çok basit; "korku".
Bugüne kadar _kendini rakipsiz sananlar_ için tehdit teşkil ediyor Pardus. GPL olan, özgürce ulaşılan ve kamu yararına geliştirilen bir ürün bu adamların ticari çıkarları ile uyuşmuyor. Rekabet etmekten korkuyorlar, rekabet etmeleri gereken yerin TÜBİTAK olmasından değil bu korkuları, ellerinde rekabet edecek birşeyleri olmamasından.
Adil şartlarda bu işi kıvıramayınca karalama, kötüleme oyunuda girişiyorlar ama birşeyi kaçırıyorlar ne yazık ki
Biz o kadar inanıyoruz ki, ne yaptıkları, ne dedikleri zerre kadar umurumuzda değil. Hepimizin bir arada burada olmasının, geceli/gündüzlü çalışmamızın tek sebebi projeye, birbirimize ve özgür yazılımlara, özgür yazılım camiasına olan inancımız.
Bu da, bu konuda yazdığım son şey olsun...